Tunuslu yazar: Kerbela, insanlığın ortak hafızasında yaşayan bir hakikattir

: Röportaj: İmad Bau 2026-05-13 12:32

Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız? Mesleğiniz nedir?

Ben Tunuslu roman yazarı ve yayıncı Emine Zureyk’im. Kayrevan şehrinde faaliyet gösteren Darü’l-Emine Yayınevinin sahibiyim. Bu Irak-Tunus kültür buluşmasına katılmaktan büyük mutluluk duydum. Bu etkinlik benim için yeni bir keşif olduğu kadar büyük bir onurdu.

İlk Irak-Tunus kültür buluşması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu etkinlik size ne kattı?

Bence bu tür buluşmalar, Arap halkları arasında diyalog ve tanışma adına geniş kapılar açıyor. Aynı zamanda okur yazar kesimlere, kalıplaşmış yargılardan uzak bir şekilde diğerini yakından tanıma fırsatı sunuyor. Benim için bu deneyim hem insani hem de kültürel açıdan oldukça zengin geçti. Irak ile Tunus arasındaki bağların, mesafelere rağmen ne kadar derin olduğunu hissettirdi.

Mukaddes Kerbela hakkında ne düşünüyorsunuz? En çok dikkatinizi çeken şey neydi? İmam Hüseyin (a.s) sizin için ne ifade ediyor?

Benim naçizane görüşüme göre mukaddes Kerbela, taşıdığı derin semboller nedeniyle her müminin ruhunda yaşayan bir mekândır. Kerbela, özgür müminin içinde her daim yenilenen kadim bir hüzündür. Burası, bütün insanlık uğruna arınmış bir topraktır.

İmam Hüseyin (a.s), bugün bize son derece ihtiyaç duyduğumuz bir ders verdi; onur, meydan okuma ve zulme boyun eğmeme dersi. Bu nedenle, bu mukaddes topraklara vardığımızda karmaşık duygulara kapıldık; üzüntü, sevinç, yakınlık, bağlılık ve umut duyguları...

Tunus ve Irak, Kartaca’dan Babil’e uzanan köklü bir medeniyet mirasına sahip. Bu ortak miras, siyasi sınırları aşan modern bir Arap kültür söyleminin oluşmasında nasıl değerlendirilebilir?

Tunus ve Irak son derece köklü iki medeniyettir. Aralarındaki köprüler hiçbir zaman kopmamıştır. Ancak belki iki ülkenin siyasi ve genel meselelerle meşgul olması, bazı dönemlerde kültürel iletişimin zayıflamasına yol açtı.

Bu nedenle kültürel ve bilimsel sempozyumlar ile buluşmalar düzenlemek, ortak düşünce ve çalışmalar adına büyük köprüler kurabilir. En önemlisi de kalplerin “hakikat” sözü etrafında birleşmesidir. Çünkü bugün dünyanın yaşadıkları, bizi birbirimizden uzaklaşmaya değil, dağınıklığımızı toparlamaya sebep olmalıdır.

İmam Hüseyin (a.s) gibi ortak tarihî şahsiyetler ve insani semboller, Tunus halkının ortak vicdanının şekillenmesine ne ölçüde katkı sağlıyor?

Tunus halkı, özellikle de sıradan vatandaşlar, İmam Ali’ye (a.s) ve Resulullah’ın (s.a.a) Ehlibeyt’ine büyük bir sevgi beslemektedir. Bir insanın, kendi içinde Hz. Hüseyin’in (a.s) sesini duyabilmek için belki de sadece samimi bir iç muhasebeye ihtiyacı vardır. O ses, zulümle yüzleşmeye ve hak bayrağını yükseltmeye çağırmaktadır.

Bizim Hz. Hüseyin’e (a.s) yaklaşmak için ayrıca bir delile ihtiyacımız yoktur, çünkü Ehlibeyt (a.s) sevgisi bizi zaten doğal olarak ona götürmektedir.

Kerbela, sınırları aşan bir kimliğin şekillendiği bir merkez olarak değerlendirilebilir mi? Tunuslu akademisyen, tek bir coğrafi alandaki bu büyük kültürel çeşitliliği nasıl okumaktadır?

Kültürel çeşitlilik; gelişim, yeni açılımlar ve ötekini kabul etme adına hem bireyler hem de toplumlar için geniş ufuklar açar. Biz aynı zamanda “öteki” sayesinde şekilleniriz; ondan bağımsız bir şekilde gelişmemiz mümkün değildir.

Öte yandan hepimizin, kültürüyle, diniyle ve mezhebiyle insanlık tablosunun bir mozaiğini oluşturduğunu idrak etmemiz gerekir. Ancak nihayetinde hepimiz aynı insani kökene dönüyoruz.

Dini boyutun ötesine geçersek, Tunuslu bir entelektüel İmam Hüseyin’in (a.s) kıyamındaki direniş felsefesini ve bunun çağdaş Tunus edebiyatı ile düşüncesindeki yansımalarını nasıl değerlendiriyor?

Edebiyat ile direniş arasındaki ilişki eski ve çok tartışmalara yol açmış bir meseledir. İnsan meseleleriyle bağlantı kurduğunda edebiyat özgürlüğünü mü kaybeder? Yoksa mesaj taşımayan sanat anlamını mı yitirir?

Bence gerçek edebiyat, insanın ve yaşadığı çevrenin sesini yansıtmalıdır. İmam Hüseyin’in (a.s) şehadeti, çok büyük bir insani ve fikrî andır. Çünkü ölüm ve fedakârlık teması, Kerbela’da en derin şekliyle ortaya konulmuştur. Bu nedenle bu olaydan ölümsüz edebi ve sanatsal eserler doğabilir.

Mukaddes türbelerdeki mekân estetiğini nasıl tanımlarsınız? Orada size Kayrevan şehrini hatırlatan bir şeyler var mı?

Ben Kayrevanlşıyım. Ukbe bin Nafi Camii’nin manevi atmosferinde büyüdüm. Kerbela’da ise kadim zamanların kokusunu ve dini ruhun derinliğini hissettim.

Buradaki mekân, ziyaretçiyi etkisi altına alan yoğun bir manevi atmosferle dolu. Kerbela ile Kayrevan arasındaki mimari üslup farklı olsa da bu farklılık güzel bir uyum oluşturuyor ve mekânlara tamamlayıcı bir ruh kazandırıyor.

Kerbela’daki gönüllü hizmet sistemine dair izleniminiz nedir?

Sahada gerçekleştirdiğimiz ziyaretler ve mukaddes türbelerde görev yapan yetkililerden dinlediklerimiz aracılığıyla, insan hizmetinin bu sistemin özü olduğunu gördük. Bu gerçekten takdire şayan bir durumdur.

Çünkü gerçek Muhammedi mesaj, insana hizmet etmeye ve onun onuruna saygı göstermeye dayanır. Sizlerin, dini veya mezhebi ne olursa olsun ziyaretçilere en iyi hizmeti sunma çabanızda bunu açıkça gördük.

Irak-Tunus kimlik diyaloğunda öncelik verilmesi gereken ortak meseleler sizce nelerdir?

Diyalog oturumlarında Müslüman aile konusu gündeme geldi ve bana göre üzerinde durulması gereken en önemli meselelerden biridir.

Kadın, ailenin temelidir. İslam tarihimizde örnek alınabilecek büyük kadın şahsiyetler vardır. Ancak biz çoğu zaman rol modelleri Batı’da arıyoruz.

Gazze’de yaşanan olaylardan sonra şu temel soruyu yeniden sormak zorunlu hale geldi: Gerçekten medeni olanlar kimlerdir?

Kerbela’nın sokaklarında ve çarşılarında, kitaplarda okuduklarınızın ötesinde neler gördünüz?

Iraklıların misafirperverliği meşhurdur. Ancak bunu bizzat yaşamak ve hissetmek tamamen farklı bir şeydir.

Kerbela, değerlerin gerilemeye başladığı ve dinlerin zaman zaman anlamdan uzak ritüellere dönüştüğü bir çağda hâlâ halkının ve ziyaretçilerinin ahlakıyla ışık saçıyor.

Irak hakkında Tunus’a hangi mesajı götüreceksiniz?

Tunuslu bir yazar olarak, bu ziyaretin masama döndüğümde meyvelerini vereceğini hissediyorum. Bir yayıncı olarak ise kitapların kanatlar takıp mesafeleri aşabileceğine inanıyorum.

Bilgi, uğruna mücadele ettiğimiz davaların adaletine gerçekten inanırsak güçlü bir silahtır.

Ben Kayrevan’a, içim Kerbela ile dolu bir şekilde dönüyorum.

العودة إلى الأعلى