İslam’da infak kültürü ve insani tekâmüle giden yol

: Reca Muhammed Baytar - Lübnan 2026-04-03 16:23

"Vermek" (infak), genel anlamda medeni ve üst düzey insani eylemlerden biri kabul edilir. Bu eylem, bireyin insanlık toplumuna karşı sorumluluğunun bilincinde olduğunu gösteren bir bilinç göstergesidir. Dışarıdan bakınca maddi boyutu öne çıksa da infak edenin ruh dünyasında bıraktığı manevi etkiler tartışılmaz. Verme eylemi; başkalarına fayda sağlamak amacıyla çaba, mal veya her ikisinin birden sunulmasıyla tecelli eder.

Toplumu çeşitli kültürel araçlarla cehaletten bilgiye yükselten entelektüel bağışlar bu eylemin bir türüdür ve temeli düşünürler ile alimlere dayanır. Toplumu mesajlar, yasalar ve reformist sistemlerle karanlıktan aydınlığa çıkaran manevi bağışların da temelinde ıslah ediciler, peygamberler ve evliyalar bulunur. Toplumu hayır işleri, sosyal yardımlar ve kalkınma çalışmalarıyla yoksulluktan refaha çıkaran maddi bağışların dayanağı ise hayırseverler ve cömertlik sahibi varlıklı kimselerdir.

Buna karşın, bu bağış alanlarını birbirinden ayırmak, insani hedeflere ulaşma konusundaki etkinliği olumsuz etkileyebilir. Ruhani infaktan yoksun bir maddi bağış, insan ile Rabbi arasında bir mesafe yaratır. Maddi yardımlaşma ile desteklenmeyen bir ruhani bağış ise toplum bireyleri arasında derin uçurumlar oluşturarak sosyal tabakalaşmaya yol açar. Zenginlerin fakirlerin ihtiyacını gözetmediği bu tabloda, maddi ve sosyal makas açıldıkça bazı ruhani öğretiler yoksul sınıfların istismarı gibi algılanmaya başlar.

Hatta bu istismarın bir sonucu olarak bazı düşünürler, insanın ruhani yönünü yanlış yorumlamış ve bunu, Karl Marx'ın sıkça dile getirdiği "Din, halkın afyonudur" sözü de dahil olmak üzere, kibirli yönetici sınıfın ezilen yönetilen sınıfları sömürme aracı olarak görmüştür.

Ancak ilahi şeriatların özü incelendiğinde; münafıklar ve istismarcılar tarafından tahrif edilip çarpıtılmadan önce, Yüce Allah’ın "vermeyi" (infak) yasamanın merkezine yerleştirdiği görülür. Bu sistemde zenginin malındaki fakir hakkı göz ardı edilmemiş; maddi ve manevi sosyal dayanışmayı (tekâmül) garanti altına alan kanunlar silsilesiyle, ne sömürülen ezilmiş bir kitlenin ne de hükmeden zalim bir zümrenin oluşmasına izin verilmiştir. Örneğin, İncil şöyle der:

“Yoksullara el uzatın ki, bereketiniz tam olsun” (Sirak 7:36)

“Sizden isteyene verin, sizden ödünç almak isteyenden yüz çevirmeyin” (Matta 5:42)

“Sizden isteyen herkese verin, size ait olanı geri istemeyin” (Luka 6:30)

“Fakat muhtaçlara yardım ederken, sağ elinizin ne yaptığını sol eliniz bilmesin” (Matta 6:3)

Buradan hareketle Hristiyanlığın; bereketi artırmak ve ilahi sevgiyi hissetmek amacıyla bağış yapmayı teşvik ettiği görülmektedir. Bu durum, dini genel anlamıyla kitleleri maddi ve manevi sömürmek için kullanılan bir "uyuşturucu" olarak niteleyen ateist yaklaşımlara karşı somut bir cevaptır. Bu ateist düşünürleri cesaretlendiren asıl unsur ise, kralların ve hükümdarların baskı aracı haline gelen bazı din adamlarının yozlaşmış tutumları olmuştur.

İslam hukuku ilahi yasaların sonuncusu, Kur’an-ı Kerim ise tahrif ve tahrifattan uzak kalan tek ilahi kitaptır. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve tertemiz Ehlibeyt İmamları'ndan (a.s) gelen hadisler de titiz araştırmalarla hakikate susamış insanlara ulaştırılmıştır. Bu bağlamda, İslam’daki "verme" (infak ve bağış) hükümlerinin en kâmil, en estetik ve insan fıtratıyla en uyumlu sistem olması son derece doğaldır. İslam, maddi yardımlaşmayı sadece genel bir tavsiye ve sevap vurgusuyla bırakmamış; bu eylemi Zekât ve Humus gibi "farz ibadetler" ile Sadaka gibi "müstehap ameller" olarak ikiye ayırmış, bu yardımların adabını ve uygulama alanlarını en ince ayrıntısına kadar belirlemiştir.

İslami infak kültürünün ve adabının en dikkat çekici yönü ise, insan ruhunun ve fıtratının derinliklerine nüfuz ederek oradan filizlenmesidir. Bu yaklaşım; nefsi, ruhu ve bedeni kapsayacak şekilde genişler. Diğer tüm İslami hükümlerde olduğu gibi, insanın yaratılış unsurları arasındaki denge gözetilir; mizaçlardan biri diğerine galip gelmez, aksine her biri diğerini terbiye etmede rol oynar. Böylece birey, bu şeriatın izinden giderek "insani tekâmülün" zirvesine ulaşırken; bu bireylerden oluşan toplum da her alanda toplumsal yetkinliğin doruk noktasına erişir.

İslam’da "verme" (infak) eylemi maddi ve manevi olarak ikiye ayrıldığından, her iki alana dair var olan ayet ve hadisleri, kendi bağlamları içinde anlamlandırmaya çalışarak inceleyebiliriz:

Birinci Bölüm: Maddi bağış (Maddi İnfak)

Maddi bağış eylemi; yalnızca bireyin başkalarına sunduğu para veya mal ile sınırlı değildir. Aksine, başkalarının bu yardımlara ulaşmasını kolaylaştırmak adına doğrudan veya dolaylı olarak sarf edilen her türlü çabayı da kapsar. Örneğin; boş vaktini ihtiyaç sahiplerine yardım dağıtmaya adamak, yaşlılara, bakıma muhtaçlara ve hastalara hizmet için gönüllü olmak, savaşlarda yaralıları kurtarmak veya reklam ve duyuru gibi araçlarla başkalarını hayır işlerine teşvik etmek bu kapsamdadır.

Kur'an-ı Kerim'de; Zekât, Humus ve Sadaka gibi başlıklar altında, gerek "farz" gerekse "müstehap" niteliğinde bu maddi vermeyi emreden pek çok ayet bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:

"Allah’ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekâta gelince; işte onu verenler, sevaplarını kat kat artıranlardır." (Rûm, 39)

" Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rukû edenlerle beraber siz de rukû edin." (Bakara, 43)

"İman edip sâlih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılıp zekâtı verenler yok mu, işte onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar asla üzülmeyeceklerdir." (Bakara, 277)

"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte Allah onlara rahmet edecektir. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." (Tevbe, 71)

" Namazı kılın; zekâtı verin; Peygamber'e itaat edin ki merhamet göresiniz." (Nûr, 56)

"Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resûlüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir." (Enfâl, 41)

"Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başağında yüz dane bulunan bir tek tohum tanesine benzer. Allah dilediğine kat kat artırır. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Bakara, 261)

" Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur." (Bakara, 271)

" Mallarını Allah yolunda harcayıp da bunun ardından herhangi bir başa kakmada ve gönül incitici bir harekette bulunmayanlar yok mu, onlar için Rableri yanında özel mükâfatlar vardır." (Bakara, 262)

"Onlar, sevdikleri yiyeceklerden yoksula, yetime ve esire yedirirler." (İnsân, 8)

" O takvâ sahipleri, bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcar (infak ederler)" (Âl-i İmrân, 134)

Gerek farz kılınan (Zekât ve Humus) gerekse müstehap olarak büyük faziletleri bulunan (Sadaka) "verme" eylemine dair ayetler incelendiğinde; Zekâtın önemine binaen namazdan hemen sonra zikredildiği görülür. Kazanç ve ganimetler üzerinden bir yükümlülük olan Humus da, yerine getirilmesi gereken kesin bir farz olarak geçmektedir. İlgili ayetin (“Bilin ki, ganimet olarak aldığınız...”) vurgulu ve tekitli yapısı, bu vecibenin ehemmiyetini açıkça ortaya koymaktadır.

İlahi rahmet ve adaletin bir gereği olarak; Zekât ve Humus gibi zorunlu ödemelerin kasten terk edilmesi, ilahi hükümlere bir başkaldırı niteliği taşıdığı için "küfür" derecesinde bir inat olarak vasıflandırılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.a) bir hadisinde, "Zekâtı verilmeyen her mal lanetlenmiştir" buyurmuştur. İmam Sadık (a.s) ise bu konuda şöyle buyurmuştur: "Zekâtını vermeyenin, zekâtını ödeyene kadar namazı durdurulur (kabul edilmez)." Yine O’nun bir başka hadisinde, "Yüce Allah zenginlerin mallarında fakirler için bir hak farz kılmıştır ki bu ancak eda edildiğinde övülürler; bu Zekâttır. Onlar bununla kanlarını korumuş ve Müslüman olarak adlandırılmışlardır" ve "Zekâttan bir kırat (küçük bir miktar) dahi sakınan kimse ne mümin ne de Müslümandır" buyurulmaktadır. (Vesâilu’ş-Şîa, Cilt 9, s. 27-32)

İnancın sıhhatinin bu zorunlu yardımlaşmaya bağlanması; Yüce Allah’ın, zenginin malındaki fakir hakkını "başa kakılmayacak zorunlu bir vergi" haline getirmesidir. Bu durum hem fakirin hakkını korur hem de zenginin, infak ederken karşı tarafı minnet altında bıraktığı yanılgısına düşmesini engelleyerek nefsini terbiye eder. Zira zengin, aslında sadece din kardeşine karşı olan şer'i görevini yerine getirmektedir.

Sadaka konusuna gelince; hiçbir ilahi veya beşerî sistem, İslam kadar sadakanın bireysel gelişim ve toplumsal inşa üzerindeki rolüne bu denli vurgu yapmamıştır. Sadakanın fazileti hakkındaki ayet ve hadisler sayılamayacak kadar çoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve İmamlar (a.s), her fırsatta Müslümanları infak etmeye teşvik etmişlerdir. İslam'da sadaka sadece bir hayır işi değil; belalara karşı bir ilaç, rızkın anahtarı ve ömrün bereketidir. Sadaka, borçları kapatır, bereketi artırır ve İlahi gazabı dindirir.

Konuyla ilgili bazı hadis-i şerifler şöyledir:

Resulullah (s.a.a): "Sadaka, yetmiş çeşit belayı defeder." (Mîzânu'l-Hikme, C. 2, s. 1595)

"Sadaka, kesinleşmiş kaderi (kazayı) bile geri çevirir." (Bihâru'l-Envâr, C. 91, s. 137)

"Sadaka verin ve hastalarınızı sadaka ile tedavi edin. Şüphesiz sadaka, onuru ve sağlığı korur; ömrünüzü ve sevaplarınızı artırır." (Mîzânu'l-Hikme, C. 2, s. 1595)

İmam Bakır (a.s): "İyilik ve sadaka, yoksulluğu giderir, ömrü uzatır ve yetmiş çeşit kötü ölümü defeder." (Bihâru'l-Envâr, C. 93, s. 119)

Hz. Ali (a.s): "Yoksullaştığınızda, sadaka vererek Allah ile ticaret yapın." (Nehcü'l-Belâga, C. 4, s. 57)

Resulullah (s.a.a): "Sadaka, ehli için kabir sıcaklığını dindirir." (Mîzânu'l-Hikme, C. 2, s. 1594)

İmam Sadık (a.s): "Kıyamet günü yeryüzü ateştir; ancak müminin sadakasının gölgesi onu serinletir." (el-Kâfî, C. 4, s. 3)

Maddi vermenin bu yönlerine dair bahsimizi burada noktalıyor; bu eylemin manevi etkilerini ve "manevi verme" konusunu makalemizin bir sonraki bölümüne bırakıyoruz. Allah’tan, Hz. Peygamber ve tertemiz Ehlibeyti hürmetine amellerimizi kabul etmesini niyaz ederiz.

Keywords : İslam'da infak

العودة إلى الأعلى