Ramazan ayını geride bırakırken… Hoşgörü şiarımız olmalı

: Hazırlayan - Sabah et-Talikani 2026-03-19 12:08

Selamün aleyküm… Müslümanların hem kendi aralarında hem de diğer insanlarla karşılaştıklarında söze selam vererek başlarlar. Bu ifade, bir yönüyle selam veren kişinin insanlar için barış, iyilik ve hoşgörü dilemesi anlamına gelir.

Hoşgörü yalnızca dinî bir kültür değildir; aynı zamanda her insanın fıtratına uygun bir insani davranıştır. Zira her birimiz, hangi dine mensup olacağını seçmeden dünyaya gelir. Dolayısıyla bir kimsenin başka bir dine mensup birini eleştirmesi, aslında kendi içinde bir çelişkidir. İnsanın sahip olduğu kültür; aldığı terbiye, içinde bulunduğu çevre, gelenekler ve şartlar tarafından şekillenir. Bunlar daha sonra onun topluma bakışını ve toplumun ona bakışını belirler.

Kur’ân-ı Kerim’de, insanın her hâlükârda saygıyı hak ettiğini vurgulayan birçok örnek bulunmaktadır. Bu bağlamda hitap tüm insanlığa yöneliktir:

“And olsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.” (İsra-70)

Buna paralel olarak Yüce Allah, farklılıklar içinde yaratıldığımızı hatırlatmakta ve birbirimizi tanımamızı emretmektedir. Aramızda en değerli olanın Allah’tan sakınan takvalı kimseler olduğunu da şöyle ifade etmektedir:

“Birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”

Hatta Allah Teâlâ, tanışmanın ve takvanın ötesine geçerek insanları affetmeye ve kötülüğü bağışlamaya yönelenleri sevdiğini bildirmiştir:

“O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.”

Bu çerçevede hiç kimsenin, yalnızca görüş, din veya inanç farklılığı sebebiyle başkasını yok sayma, ona şiddet uygulama ya da onunla savaşma hakkı yoktur. Nitekim bu düşüncenin açık ifadesi şu ayette yer alır:

“Dinde zorlama yoktur; Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. “

Bugün, sapkın düşünce akımlarının yoğunlaştığı ve İslam’a mensup olduklarını söyleyen bazı kimselerin bu dini çarpıtma çabalarının arttığı bir ortamda, bize düşen; düşünce ve kültür alanında güçlü bir şekilde ayağa kalkmak, iş birliği yapmak ve barış kavramlarını kökleştirmektir. Bunun iki temel amacı vardır:

Birincisi, bu dine yakıştırılmak istenen olumsuz imajı ortadan kaldırmak…

İkincisi ise Kur’ân-ı Kerim, Hz. Muhammed’in (s.a.a) sünneti ve Ehlibeyt (a.s) imamlarının söz ve fiilleriyle ortaya koyduğu insani değerleri sağlamlaştırmaktır. Bu değerler, bize miras bırakılmış bir kültürdür ve toplumlarımızda, hatta dünyanın en uzak köşelerinde yayılması için çaba göstermemiz gereken bir emanettir. Çünkü bu değerler, ilahî dinlerin tamamıyla tam bir uyum içindedir.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.a) kuzeni, damadı ve ondan sonraki vasisi olan Hz. Ali (a.s)  insanın diğerine bakışını ve bu bakışın nasıl olması gerektiğini şu sözle ifade eder:

“İnsanlar iki kısımdır: Ya dinde kardeşindir ya da yaratılışta eşindir.”

Bu nedenle, Yüce Allah’ın bizlere lütfettiği Ramazan ayının oruç ve ibadetle dolu bu mübarek günlerini, yüce ahlak değerlerini tamamlayan bir fırsat olarak değerlendirelim. Çünkü Allah Teâlâ, bizleri Müslüman kılarak, bu yüksek ahlaki değerlerle şereflendirmiştir.

العودة إلى الأعلى