Dillerin anası... Kur’an dili üzerine bir inceleme (3)

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır. .” Yine Meryem Sûresi’nin 97. âyetinde şöyle buyurmuştur: “Biz bu Kur’an’ı senin dilinde indirip anlaşılmasını kolaylaştırdık ki, kalpleri Allah korkusu ve saygısıyla dopdolu olup günahlardan sakınanları onunla müjdeleyesin; boş bir inatla küfürde direnenleri de yine onunla uyarasın..” Ayrıca Zuhruf Sûresi’nin 3. âyetinde şöyle buyurur: “Apaçık Kitab'a andolsun ki biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur'an kıldık.”

Yüce Allah, Hucurât Sûresi’nin 13. âyetinde şöyle buyurur:

İlk ayetlere genel bakış, bizlere aziz Arapça dilinin, Allah'ın vahyettiği Kitap, gönderdiği Peygamber ve ilahi mesajların ve semavi rehberliğin nihai ve birincil hedefi olan insanlık ile olan ilişkisine dair derin bir bakış açısı sunmaktadır.

Allah, insanları kadın ve erkek olmak üzere iki cinsten yaratmış; onları birbirlerini tanımaları için halklara ve kabilelere ayırmıştır. Onlara peygamberlerini göndermiş, bu peygamberlerin sonuncusu olarak da sıddık ve emin olan Resulullah’ı (s.a.a) seçmiştir. Yine onlara kitaplarını indirmiş; bu kitapların sonuncusu olarak da mübin (apaçık) olan Kur’an’ı göndermiştir. Bu yüce Peygamberin dili, yani konuştuğu lisan, bu Kitab’ın dili kılınmış; Kur’ân’ın derin ilahî hakikatlerine ulaşmanın anahtarı olarak belirlenmiştir. Şüphesiz ki Allah (c.c), eğer kâinatta bu büyük emaneti taşımaya daha layık bir insan bulmuş olsaydı, onu bu görev için gönderirdi. Yine eğer diller arasında Arapçadan daha belagatlı ve daha açık bir dil bulmuş olsaydı, Kur’ân’ın dili olarak onu seçerdi. Ancak ilahî tercih böyle gerçekleşmiş, rabbanî karar bu şekilde tecelli etmiş, biz de bugün bu kararın hikmetli yönlerini anlamaya çalışıyoruz.

Bir şeyin azametini keşfetmenin yollarından biri, onu bizzat kendi içinde tanımaktır; diğeri ise onu başkalarında tanıyarakkavramaktır.

Buradan hareketle, Allah Teâlâ tarafından Kur’ân-ı Kerîm için seçilmiş bir dil olarak Arapçanın büyüklüğünü, ayrıcalığını ve eşsizliğini keşfetmek; bir yandan onun kendine özgü niteliklerini ve benzersiz yapısal özelliklerini incelemekle, diğer yandan da düşünsel ve bilgi düzeyindeki üstünlüğünü diğer dillerle karşılaştırarak ortaya koymakla mümkün olur. Ardından, zamanın geçişine rağmen —hatta zaman ilerledikçe daha da güçlenen— bu dilin ölümsüzlüğünün ve üstünlüğünün anahtarlarını ve tezahürlerini belirlemek gelir. Nitekim Arapça, çağların geçmesiyle eskimeyen; aksine sürekli yenilenen bir canlılığa sahip olup, bu yönüyle mucizevî bir özellik taşır. Bütün bu noktalar, bu şerefli dilin azametini daha derin ve kapsamlı biçimde kavramamıza imkân verir.

Arapçayı Kendi Özünde Tanımak

Bu yüce dili tanımanın yolu, onda bulunan bazı benzersiz özellikleri keşfetmekten geçer. Bu özellikler, onun güzelliğini, heybetini ve insanın zihninde, kalbinde ve ruhunda bıraktığı etkiyi ortaya koyan birer güç noktası olarak görülebilir.

1- Arapça köklü, kadim ve asli bir dildir:

Burada Arap dilinin tarihini ayrıntılarıyla anlatmaktan ziyade, onun değerini ve önemini vurgulamayı amaçlıyoruz. Arapça, Arapların tarihsel kökleriyle birlikte var olan, onlarla gelişen asli bir dil olarak, tarihî araştırmalara göre Ârâmîceden Nebâtîceye uzanan bir süreçten geçmiş; sözlü bir dilden yazılı bir dile, harekesiz yazımdan noktalı yazı sistemine doğru evrilmiş; pek çok gelişim aşamasından geçmesine rağmen özünü asla yitirmemiştir. Böylece bugün ulaştığı formuyla hem kadim hem de daima yenilenen bir dil hâline gelmiştir. Zaman karşısındaki üstünlüğünde, diğer Sami dilleri arasında hiçbir kardeşi onun seviyesine ulaşamamış; onun eriştiği ihtişam ve ilmî derinliği yakalayamamıştır. Muhtemeldir ki Kur’ân-ı Kerîm’in dili oluşu, ona eşsiz bir medeniyet boyutu kazandırmış; bu yönüyle, ister eski ister modern olsun hiçbir dilin erişemediği bir konuma yükseltmiştir.

2- Arapça, kelime köken bilimi ve çekim konusunda istisnaî kurallara sahiptir:

Arapça dilinde olağanüstü bir kelime türetme ve çekim sistemi bulunmaktadır. Bu dilde kelimeler çoğunlukla üç harften oluşan bir kök üzerine kuruludur ve bu kökten sayısız kelime türetebilir. Bu yapı, hem eski hem yeni hem de modern anlamların ifade edilmesinde büyük bir genişlik, esneklik ve zenginlik kazandırır. Örneğin “ḥ-s-b” (ح س ب) kökü, yaḥsunu, ḥisaben, ḥusban, iḥtisab, maḥsub gibi şekillerde türeyerek çok sayıda yeni kelimeyi ortaya çıkarır. Bu kök zamanla daha yeni türetimlere de zemin hazırlamış; örneğin ḥasibe (حاسبة) “hesap makinesi” anlamında modern bir kullanım kazanmış; ḥasub (حاسوب) ise analiz, araştırma ve bilimsel işlemler yapan “bilgisayar” anlamına gelecek şekilde yeni bir türetim hâline gelmiştir.

3- Arapça, esnek ve uyum sağlama yeteneğine sahiptir:

Dikkat edilirse, Arapça dilinin diğer dillerden gelen kelime ve ifadeleri uyarlama kapasitesi oldukça yüksektir. Arapça, yabancı kelimeleri doğrudan ödünç almak yerine, onları kendi sistemine uygun hâle getirir, biçimlendirir ve kullanıma katar. Bir kelime Arapçaya girdiğinde artık onun bir parçası hâline gelir ve türetim ile uyarlanmış kullanım çerçevesine dâhil olur. Örneğin, Latince kökenli “televizyon” kelimesi Arapçada telefaz olarak kullanılmış ve buradan telefaze (televizyon izlemek), mutelfaz (televizyonlu) ve yutelfaz (televizyon izliyor) gibi türetimler oluşturulmuştur.

4- Arapça, kelime haznesi ve eşanlamlıları açısından zengindir:

Bu dilin benzersiz türetim ve çekim sistemi ile esnekliği, uyum sağlama kolaylığı ve yeni kavramları içselleştirme yeteneği, Arapçayı kelime dağarcığı bakımından eşsiz kılmıştır. Arapçanın ifade gücü o kadar yüksektir ki, eşanlamlı kelimeler tamamen aynı anlamı taşımaz; sadece anlam bakımından benzerlik gösterirler, ama kullanım biçimleri ve anlamın yoğunluğu farklıdır. Örneğin ḥubb (sevgi), maḥabbah (muhabbet), ʿişq (aşk), hiyam (tutkulu aşk) ve şughuf (coşkulu sevgi) kelimeleri birbirine eşanlamlıdır, fakat sevginin yoğunluğu ve niteliği açısından farklılık gösterir. Benzer şekilde, sukun (sükunet) ve huduʾ (sessizlik) kelimeleri birbirine yakın anlam taşır, ancak tam olarak aynı değildir; şücâʿah (cesaret), curʾah (atılganlık), iqdam (bahadırlık) ve butule (kahramanlık) da aynı şekilde farklı derecelerde ve bağlamlarda kullanılır. Bu zenginlik ve çeşitlilik, Arapçaya ifadede büyük bir hassasiyet kazandırmış, her kelimenin kendine özgü bir anlam ve işlevi olmasını sağlamıştır; böylece hiçbir kelime başka bir kelimeyle tam olarak değiştirilemez.

5- Arapça, harfleri ve sesleriyle öne çıkar:

Arap alfabesi 28 harften oluşur ve fonetik sistemi oldukça zengin ve çeşitlidir. Bazı harflerin sesleri diğer dillerde bulunmaz; örneğin kalın harfler (ṣad, ḍad, ta, ẓa), boğazdan çıkan harfler (ayın, ğayın; ḥa, kha) ve küçük dil kullanılan harfleri (kaf) bu özelliğe örnektir. Bu benzersiz sesler nedeniyle Arapça, dâd dili olarak anılmıştır. Bu özellikler, Arapça konuşanlara kendine özgü bir melodik yapı ve büyüleyici bir ritim kazandırır.

6- İrab ve harekeler:

Arapçanın en belirgin özelliklerinden biri de i’rab (çekim ekleri) ve harekeleridir; örneğin damme (ُ ), fetha (َ ), kesre (ِ ) ve sukûn (ْ ). Bu sistem, hem kelime hazinesini zenginleştirir hem de konuşan kişinin kelimenin anlamını harekeler aracılığıyla çıkarabilmesini sağlar. Örneğin ʿalime (عَلِمَ) “bildi”, ʿulime (عُلِمَ) “bilindi”, ʿilm (عِلْمٌ) “bilgi” ve ʿallama (عَلَّمَ) “öğretti” kelimeleri aynı harflerden oluşsa da anlam bakımından birbirinden farklıdır.

7- Söz ve anlamda belâgat:

Arapçada belâgat (üslûp güzelliği) oldukça çeşitlidir ve hem şekil hem de anlam açısından birçok edebî süsleme içerir; benzetme, istiare (mecaz), kinaye, mecaz, kafiye, ve mukabele gibi örnekler bunlardandır. Arapça, bu tür süslemeler bakımından diğer dillerin çoğunu aşacak kadar zengindir. Belâgat, Arapçanın en belirgin özelliklerinden biri olup, kelimelere, ifadeye ve cümlelere sayısız anlam zenginliği, çeşitlilik ve estetik kazandıran en önemli unsurdur.

8- Arap şiiri, karmaşık ve istisnaî bir sisteme sahiptir:

Arap şiirinin en önemli özelliklerinden biri, aruz (mısra ölçüsü) sistemi üzerine kurulmuş olmasıdır. Eski şairler, ölümsüz şiirlerini bu sisteme dayanarak oluşturmuş; daha sonra dil bilginleri bu sistemi düzenleyerek, yarışmacıların yetkinliklerini sergileyebileceği muhteşem bir şiir yasası hâline getirmiştir. Arap şiiri, yüzyıllar ve çağlar boyunca dil ve anlam açısından evrilmiş olsa da, hâlen varlığını, özgünlüğünü ve dilsel sağlamlığını korumaktadır.

9- Arapçanın belâgat ve ifade gücü:

Arapça, belâgatı ve ifadesi ile öne çıkar. Belâgat, en karmaşık anlamları bile açık, doğru ve anlaşılır bir şekilde ifade edebilme yeteneğidir. İfade gücü ise, anlamı eşi benzeri olmayan bir ustalıkla aktarma kabiliyetidir. Kur’ân-ı Kerîm, Müminlerin Efendisi Hz. Ali’nin (a.s) Nahcü’l-Belâğa’sı, Cahiliye şiirleri, hutbeler, dualar ve Ehlibeyt’in (a.s) rivayet edilen münacatları ve diğer Arapça eserler, bu belâgat ve üstün ifade gücünün en ilgi çekici örneklerini oluşturmaktadır.

10- Arap hattı ve harflerin yazımı:

Arap harfleri, güzellikleri ve ince geometrik uyumlarıyla öne çıkar ve gerekli sesleri tam olarak çıkarabilmeleri bakımından çeşitlilik gösterir. Bir yandan dilsel rollerini yerine getirirken, diğer yandan sanatsal bir görsel kaliteye de sahiptirler. Bu da onları tarih boyunca yaratıcı geometrik desenlerin temel malzemesi haline getirmiştir. Ta ki, Kufi, Ruka, Nesih, Sülüs, Divanî ve diğer türleriyle Arap kaligrafisi başlı başına bir sanat dalı olarak gelişmiştir.

Arapçanın özelliklerini yalnızca kendi içinde sınırlamak veya belli sayıda ifade etmek mümkün değildir; ancak burada aktardığımız, algılayabildiğimiz kadarıyla bazı örneklerden ibarettir. Arapçayı diğer dillerle karşılaştırarak incelemek de, bu büyük dilin sırlarını, eşsizliğini ve diğer insan dillerinden farklı yönlerini kavramamız için önemli bir etkendir. Bu yaklaşım, Arapçanın nihai ilahî mesajın, yani Kur’ân-ı Kerîm’in taşıyıcısı, ifade edicisi ve aktarıcısı olmasının bazı sebeplerini anlamamıza yardımcı olabilir.

العودة إلى الأعلى