İmam Sâdık (a.s): Vahyin mirasını yaşatan ilim mektebi
Ali b. Ebî Tâlib’in (a.s) soyundan gelen 6. Ehlibeyt imamı Cafer-i Sâdık’ın (a.s) adı, zalim Emevî yönetiminin son dönemleriyle anılmaktadır. Bu dönem, hicrî 132 yılında Emevîlerin yıkılışı ve yerlerine Abbasî Devleti’nin kurulmasına kadar uzanır. Bu dönem, devrilen iktidarın kalıntıları ile yeni sistem arasında büyük çalkantılara ve çatışmalara sahne olmuştur. Abbasiler, Büyük Zap Savaşı'ndan başlayarak Şam’daki kalelerine kadar Emevi ailesinin fertlerini ve takipçilerini izlemiş ve onları ortadan kaldırmışlardır. Sanki ilahi adaletin eli, İslam ümmetinin tüm bünyesini zulüm, sapkınlık ve yolsuzlukla kemiren Emevilerden bu şekilde kısas almıştır.
İmam Cafer-i Sadık ise, bu çalkantılı yılları kökleri sağlam ve gölgesi günümüze kadar uzanan bir İslamî ilim mektebi kurmak için değerlendirmiştir. İmam’ın (a.s) kurduğu Caferî mezhebine Ehlibeyt (a.s) mezhebi de denilmektedir. Bunun sebebi gayet açık ve nettir: İmam Sadık'ın (a.s) öğrencilerine öğrettiği eğitim, fıkıh, akide, tefsir, dil ve edebiyat gibi tüm dini ilimler; mübarek ve tertemiz babaları vasıtasıyla, "kendi arzusuyla konuşmayan, ancak kendisine vahyedilenle hareket eden" dedesi Resulullah’a (s.a.a) dayanmaktadır.
Bu bağlamda, İmam’ın (a.s) şu rivayeti, onun nebevî bilginin aktarılmasındaki merkezi konumunu ve bu bilginin korunmasındaki rolünü açıkça ortaya koymaktadır:
“Benim sözüm babamın sözüdür, babamın sözü dedemin sözüdür, dedemin sözü Hüseyin’in sözüdür, Hüseyin’in sözü Hasan’ın sözüdür, Hasan’ın sözü Emirü’l-Müminin’in sözüdür, Emirü’l-Müminin’in sözü Resûlullah’ın (s.a.a) sözüdür ve Resûlullah’ın sözü de Allah Azze ve Celle’nin sözüdür.”
Ayrıca Resûl-ü Azam Peygamber Efendimiz (s.a.a), torunu Cafer es-Sâdık’ın (a.s) gelişini müjdelemiştir. Rivayete göre onu “Sâdık” lakabıyla anmış ve ileride aynı adı taşıyacak bir kişinin yalan yere imamet iddiasında bulunacağından ayırt edilmesi için bu ismi vermiştir. Şöyle buyurmuştur:
“Benim evladım Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebî Tâlib doğduğunda ona ‘Sâdık’ adını verin. Çünkü onun soyundan beşinci kişi, adı Cafer olan biri, Allah’a karşı cüret ederek ve O’na yalan isnat ederek imamet iddiasında bulunacaktır. O, Allah katında ‘Cafer el-Kezzâb’dır…”
Bu rivayet, İmam Sâdık’ın (a.s), Emevî-Abbasî çekişmelerinin yaşandığı fitne ve kargaşa döneminde, İslam toplumunda dinî ilimlerin temellerini sağlamlaştırmadaki büyük rolüne açık bir işaret ve güçlü bir delildir.
İmam Sadık (a.s), ihtiyaç sahiplerine yardım eden cömert bir zat olmasının yanı sıra, bilgiden önce Müslümanların ruhuna ahlakı nakşeden bir mürebbidir. Derin ibadet hayatı ile toplumsal çalışmayı birleştirerek ruhani liderliğin eşsiz bir timsali olmuştur. Bu nitelikleriyle, Ehl-i Beyt mektebinde ilim ve takvanın sembolü, mübarek Caferi Mezhebi'nin kurucusu olarak konumunu pekiştirmiştir.
Doğduğu gün, şehit edildiği gün ve sıddıklar ile peygamberlerle haşrolunmak üzere yeniden diriltileceği gün ona selam olsun; onlar ne güzel arkadaştır!



