Türkiye ve Anadolu’da Hüseynî matem geleneklerinin doğuşu

2025-08-14 12:23

Hüseynî merasimler, Osmanlı topraklarında özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında doruk noktasına ulaştı. Bu merasimler, Hazar Denizi’nin batı kıyısındaki Türk asıllı halkların yaşadığı şehirlerin birçoğunda yayılmıştı. Anadolu’da ise o dönem Hüseynî merasimler daha çok meddahlar ve İmam Hüseyin’e (a.s) mersiyeler okuyan mersiyehanlarla sınırlı kaldı.

Bu iki merasimin yanı sıra, Hz. Hüseyin (a.s) matemini ve Kerbelâ hadisesine duyulan üzüntüyü ifade eden başka merasimler de bulunmaktaydı. Bunlar; diyalog şeklinde mersiye okumalar, sine vurmalar ve benzeri uygulamalardı. 1877 yılında İstanbul’da büyük Aşura merasimleri düzenlenmeye başlandı. Özellikle Şiilerin yaşadığı mahalleler başta olmak üzere, Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde, mersiyehanlar Kerbelâ hadisesinden hüzünlü bir hikaye okur, ardından katılımcılar sol göğüslerine elleriyle vurarak “Ya mazlum Hüseyn” nidalarıyla matem tutarlardı.

10 Muharrem 1886 tarihinde, Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rus işgali döneminde Şiîlere tahsis edilmiş olan Yusuf Paşa Camii’nde Şiî matem alayları düzenlendi. Bu törende Molla Fuzûlî, “Hadîkatü’ş-Şühedâ” adlı meşhur mersiye kitabından bölümler okudu. Erkekler ve gençler toplanıp sine vurarak taziye merasimlerini icra ettiler.

Tüm bu merasimler, Mustafa Kemal Atatürk döneminde 1926 yılında yasaklandı. O dönemde Iğdır’ın Aralık, Tuzluca köylerinde yaşayan Şiî topluluklarının büyük kısmı, 1934–1950 yılları arasında İran ve Irak’a göç etti.

Anadolu’da ise Hüseynî merasimler, diğer Türk şehirlerindekinden farklıydı. Burada yoğun olarak yaşayan Bektaşi tarikatı mensupları, İmam Hüseyin (a.s) için matemlerini sessiz gözyaşı ile ifade eder; yüksek sesle ağlama ve feryat etme geleneğini sürdürmezlerdi. Onlar, İmam Hüseyin’e taziyelerini ve üzüntülerini oruç ile gösterirlerdi. Aşura gününde, güneşin doğuşundan batışına kadar; her yıl Muharrem’in ilk on gününde hiçbir şey yiyip içmezlerdi. Onlara göre oruç, hüznü ve matemi ifade etmenin en önemli ve etkili yoluydu.

Bazı bölgelerde Bektaşiler on iki gün oruç tutar, her günü On İki İmam’dan birine adarlardı. Anadolu Türkleri, Kerbelâ’yı canlandıran halk tiyatroları düzenlemezdi. Ancak, Kerbelâ faciasıyla ilgili tarihî ve edebî metinlere fazlasıyla sahiptiler. Bu metinler arasında, Kerbela olayını anlatan maktel kitapları, Muharrem ayında okunan veya terennüm edilen şiir ve mersiyeler bulunurdu. Anadolu’daki en meşhur maktel kitaplarından biri Şadi Meddah’a aittir. Bu eser, Kerbelâ Savaşı’ndaki on ayrı olayı anlatan on hikâyeden oluşur.

Anadolu’daki meşhur Hüseynî mersiye şairleri arasında; Ruhî Bağdadî (Bağdatlı Ruhi), Molla İzzet (Keçecizâde İzzet Molla), Şeyh Müştak Mustafa, Lebîb Muhammed (Hz. Hüseyin için dokuz ciltlik mersiye külliyatı yazmıştır), Osman Şems Efendi (Seyyidü’ş-Şühedâ Mersiyesi kitabının müellifi) ve Muallim Feyzî (Matemnâme’nin yazarı) yer alır.

Bunlara ek olarak, Anadolu’da iki meşhur kadın mersiye şairi de vardır: Leylâ Hanım ve Şerîfe Hanım. Her ikisinin de, Hz. Hüseyin (a.s)  ve Ehlibeyti (a.s) konu alan mersiyelerle dolu divanları bulunmaktadır.

Keywords : turkiye Anadolu

العودة إلى الأعلى