Manevi oruç kul ile Allah arasındaki ilişkinin özüdür

: Reca Muhammed Baytar - Lübnan 2026-02-27 14:10

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.a) Ramazan ayını karşılarken irad ettiği hutbede şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Bu ayda yaşayacağınız açlık ve susuzlukla kıyamet gününün açlık ve susuzluğunu hatırlayın. Fakir ve düşkünlerinize sadaka verin. Büyüklerinize saygılı ve küçüklerinize karşı şefkatli olun; yakınlarınıza sılayı rahim yapın! Dilinizi koruyun, gözlerinizi haram olan şeylere yumun ve kulaklarınızı haram olan şeylere tıkayın”

Yine İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s) şu söz rivayet edilmiştir:

“Oruca niyet ettiğinde kulağın, gözün, derin ve saçın da oruç tutsun.”

Ayrıca Sahife-i Seccadiye’de, İmam Zeynelabidin’in (a.s) Ramazan ayı girerken yaptığı duada şöyle geçer:

“Bize, uzuvlarımızı Senin günahlarından alıkoyarak oruç tutmamıza yardım et ve bizi bu ayda Seni razı edecek işlerde çalıştır. Öyle ki kulaklarımızı boş ve anlamsız sözlere yöneltmeyelim, gözlerimizi eğlence ve boş şeylere çevirmede acele etmeyelim.

Ellerimizi haram olana uzatmayalım, ayaklarımızla yasak olan yerlere gitmeyelim. Midelerimiz Senin helal kıldığından başka bir şeyi kabul etmesin, dillerimiz de Senin buyurduğundan başka bir söz söylemesin.

Bizi, ancak Senin sevabına yaklaştıracak şeyler için çaba gösteren ve yalnızca Senin azabından koruyacak amellerle meşgul olan kullarından eyle.

Sonra bütün bunları riyakârların gösterişinden ve insanların duyması için yapılan işlerden arındır; bu ibadette Senden başka hiç kimseyi ortak kılmayalım ve onunla Senden başka hiçbir gaye aramayalım.”

İmam Cafer-i Sadık (a.s) ayrıca şöyle buyurmuştur:

“Oruca niyet ettiğinde kulağın, gözün, iffetini koruyan uzvun ve dilin de oruç tutsun. Gözünü bakılması helal olmayan şeylerden sakın, kulağını dinlenmesi haram olan şeylerden koru ve dilini yalan ile çirkin sözlerden uzak tut.”

“Bil ki —Allah sana merhamet etsin— oruç, yüce Allah’ın diller, kulaklar, gözler ve diğer bütün uzuvlar üzerine koyduğu bir kalkandır.

Allah, her bir uzvun oruçtan payına düşen bir hakkı kılmıştır. Kim bu hakları yerine getirirse gerçek anlamda oruç tutmuş olur. Kim de bunlardan birini terk ederse, terk ettiği ölçüde orucunun faziletinden eksiltmiş olur.” (Câmiu Ehâdîsi’ş-Şîa – Seyyid Hasan Burucerdi cilt 9, s. 242.)

Bu hadis-i şerifler ve Ehlibeyt (a.s) hikmetinden bize ulaşan diğer rivayetler üzerinde düşünmek, çoğu insanın farkında olmadığı veya önemini idrak edemediği değerli bir gerçeğe dikkat çeker: Manevî oruç meselesi.

İslami anlayışımıza göre iki türlü oruç vardır. Birincisi beden ve uzuvları kapsayan maddî oruç, ikincisi ise kalp ve onun yönelişlerini kapsayan manevî oruçtur. Nasıl ki insan hem beden hem ruhtan, hem madde hem manadan oluşuyorsa, oruç da insanın bütün varlığına hitap eder.

Bu anlamda oruç, diğer İslami ibadetlerden ayrı bir istisna değildir. Namaz, zekât, hac, humus ve insanın Allah rızası için yaptığı her amel maddî ve manevî boyutları birlikte taşır. Bedenin gerçekleştirdiği her hareket, ruh ve nefis üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etki bırakır. Dinimiz bu ibadetlerin özellikle ruhî yönüne önem verir ve oruç bu yönüyle en önde gelen ibadetlerden biridir. Çünkü oruç, insanın hayatında sahip olabileceği en yüce ruhî ve psikolojik eğitim okullarından biridir.

Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve Ehlibeyt’inin (a.s) açıklamalarına göre oruç, gücü yeten herkes için farz olan bir ibadettir. Ancak oruç, sadece belirli bir süre boyunca yemek, içmek ve dünyevî zevklerden uzak durmak değildir. Bunlar yalnızca orucun bir parçasıdır ve temelini oluşturur. Asıl tamamlayıcı unsur ise nefsi bütün günahlardan uzak tutarak arındırmaktır.

Çünkü bazı günahlar başka zamanlarda insan tarafından hafife alınabilir; kişi onları işledikten sonra tövbe edebilir. Fakat oruç ayında insanın bu günahlara yaklaşmaması gerekir. Zira bunlar da yemek ve içmek gibi orucu bozan, orucun manevî değerini zedeleyen ve Allah’ın gazabına sebep olan davranışlardır.

Rahmet ve mağfiret ayı olan Ramazan için Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:

“Bu ay öyle bir ay ki Allah katında en üstün aydır. O’nun günleri, en faziletli günler, geceleri en faziletli geceler ve saatleri en faziletli saatlerdir. Bu ayda siz, Allah’ın ziyafetine davet edilmiş ve Allah’ın değer verdiği kimselerden sayılmışsınız. Nefesleriniz bu ayda tesbih (zikir) ve uykunuz ibadet sayılır. Amelleriniz kabul ve dualarınıza icabet edilir. O halde doğru niyetler ve temiz kalplerle Allah’tan isteyin ki bu ayın orucunu tutmaya ve kendi kitabını (Kur’an’ı) okumaya muvaffak eylesin; zira hiç şüphesiz gerçek bedbaht kimseler bu yüce ayda Allah’ın mağfiretinden mahrum kalan kimselerdir.”

Peygamber Efendimiz (s.a.a) bu sözleriyle Ramazan orucunun faziletlerini ve insanın nefsi arındırma yolunda elde edeceği hayır ve bereketi açıklamıştır. Ancak bu faziletler, orucun doğru şekilde yerine getirilmesine bağlıdır.

Rivayete göre hutbenin sonunda Ali ibn Ebu Talib (a.s) Peygamber Efendimiz’e (s.a.a) şöyle sormuştur:

“Ey Allah’ın Resulü, bu ayda en faziletli amel nedir?”

Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle cevap vermiştir:

“Ey Ebu’l-Hasan, bu ayda en faziletli amel Allah’ın haramlarından sakınmaktır.”

İşte manevî orucun özü burada kendini gösterir. Bu aynı zamanda orucun gerçek hedefidir. Belki de bu yüzden Allah bu ibadeti özel kılmış ve şöyle buyurmuştur:

“Âdemoğlunun her ameli kendisi içindir; oruç ise Benim içindir ve onun mükâfatını Ben veririm.” (el-Hisâl, Şeyh Saduk, s. 45)

Orucun şartları ve insan üzerindeki etkileri üzerinde düşünmek, Allah’ın bu ibadeti neden kendisine özel kıldığını anlamamıza yardımcı olur. Çünkü oruç, insanın Allah’ın iradesine boyun eğmesinin en açık göstergesidir. İnsan, helal olan yiyecek ve içeceklerden bile uzak durarak hem yoksulların hâlini anlar hem de Allah’ın kendisine verdiği nimetleri hatırlar.

Aynı şekilde gıybet, dedikodu, harama bakmak, haram olan şeyleri dinlemek ve insanlara zulüm gibi haram davranışlardan da uzak durur. Bu davranışlar her zaman haramdır; ancak oruç sırasında bunlar orucu bozan ve onun değerini yok eden fiiller hâline gelir.

Oruç aslında eşsiz bir ahlak okuludur. Oruç tutan kişi hem helalden hem haramdan uzak durur; bunu hem insanların yanında hem de yalnızken yapar. Bu da insanın iradesini güçlendirir ve Allah ile olan samimi ilişkisini pekiştirir.

İnsan yalnızken onu yalnızca Allah görür; buna rağmen yemek yemez, içmez ve Allah’a karşı gelmez. İşte bu özellikler müminin takvasının özünü oluşturur.

İlgi çekici olan nokta şudur ki, Peygamber Efendimiz (s.a.a) bu ayda en faziletli amel olarak Kur’an tilavetini, nafile namazları veya büyük duaları değil; “Allah’ın haramlarından sakınmayı” göstermiştir. Çünkü orucun özü takva, yani Allah’ın yasaklarından sakınmaktır.

Kur’an okumak, nafile namaz kılmak veya dua etmek ne kadar değerli olursa olsun; eğer insan Allah’ın haramlarından sakınmıyorsa bu ibadetlerin gerçek faydası ortaya çıkmaz. Takva ise yalnızca haramı değil, şüpheli şeyleri de terk etmektir ve takvanın en yüksek derecelerinden biridir.

Sonuç olarak oruç, insanın başarıyla mezun olabileceği bir ahlak okuludur. Bu okuldan başarıyla çıkan kişi dünya fitnelerinden korunur. Çünkü oruç, insanın maddî ve manevî yönlerini birlikte eğitir, bütün uzuvlarını disipline eder ve insanı Allah’a yönelen arınmış bir nefis hâline getirir.

Böylece Ramazan ayında kazanılan bu eğitim, sadece bir aya değil, insanın bütün hayatına yayılan bir bereket hâline gelir.

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

العودة إلى الأعلى