Hakikatin ışığında İmam Hasan’ın (a.s) sulhu

Zaman zaman, İmam Hasan’ın (a.s.) Muaviye ile yaptığı sulh hakkında sorular gündeme gelmektedir. Bazı tarihçilerin bu sulh üzerinden yanlış bireysel hükümler verdiği de olmuştur.

Burada dikkate alınması gereken önemli husus, İmam Hasan’ın (a.s.) masum olduğunun Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça belirtilmiş olmasıdır:

﴿إِنَّمَا يُرِيدُ اللهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيراً﴾

“Ey Ehl-i Beyt! Şüphesiz Allah sizden kusuru giderip sizi tertemiz yapmak ister.”

Ayrıca Hz. Peygamber’in (s.a.a) şu hadisi de bunu pekiştirir: “Hasan ve Hüseyin, ister kıyam etsin ister otursun, her hâlükârda imamdır.” Bu da onun fiil ve tutumlarının hatadan tamamen uzak olduğunu gösterir.

Peki, Allah Resulü’nün (s.a.a) “Muaviye benim dinim üzere ölmeyecek” ve “Hilafet Ebu Süfyan hanedanına haramdır. Bir gün Muaviye'yi minberim üzerinde görecek olursanız onu öldürün” buyurduğu bir kimseyle İmam Hasan nasıl sulh yapar?

Bu hadisler, sulhun bazı tarihçilerin iddia ettiği gibi dostane, akrabalık veya karşılıklı rıza temelli olmadığını ortaya koymaktadır.

Peki İmam Hasan neden sulhu kabul etti?

Sulhun sebeplerini açıklamadan önce şu gerçeği vurgulamak gerekir: İmam Hasan (a.s.), babası Hz. Ali’nin (a.s.) soyundan gelmektedir; yani en cesur Arap’ın evlâdıdır. Nesebi, cesareti ve kararlılığı, onun şeref ve istikametini sorgulamak isteyenlerin sözünü boşa çıkarır.

Hz. Ali’nin (a.s.) şehadetinden sonra Kûfe halkı, İmam Hasan’a biat ederek onu Müslümanların halifesi ilan etti. İmam’ın ilk icraatlarından biri, savaşçıların maaşına yüz dirhem zam yapması oldu. Bu, onun Muaviye ile savaş konusundaki kararlılığının açık göstergesiydi. Hatta Muaviye’ye savaş tehdidi içeren bir mektup gönderdi ve babasının yolunu devam ettirmekte ısrarcıydı. Peki ne oldu?

Genel seferberlik ilan edildiğinde İmam Hasan, kabilelerin çoğunun Muaviye tarafından satın alındığını, dinlerini ve vicdanlarını düşük bir bedele sattıklarını gördü. Kalanları savaşa davet ettiyse de ona icabet eden olmadı.

Kufe’deki çok sayıda münafık da orduya katılmaktan geri durdu. Buna ek olarak Muaviye, Kufe’nin önde gelenlerine ve kabile reislerine İmam’dan ayrılıp kendisine katılmaları için büyük vaatler sundu. Bu rüşvetlerden biri, İmam Hasan’ın ordu komutanı Ubeydullah b. Abbas’a verildi. Ubeydullah, bir milyon dirhem karşılığında ordudan ayrılarak Muaviye’ye geçti.

Muaviye, büyük komutanların kendisine katıldığını yaydı. Propaganda, halk arasında karışıklığa yol açtı. Ardından İmam Hasan’ın sulhu kabul ettiği söylentisini yaydı. Halk buna inanarak paniğe kapıldı; ordu, İmam’ın çadırına saldırdı ve onu öldürmeye kalkıştı. İmam, Medâin’den Sâbât’a doğru yola çıktı, fakat yolda bir kişi ona pusu kurarak balta ile uyluğuna vurdu.

Tüm bu baskı ve tehlikelere rağmen İmam Hasan sulhu kabul etmedi; ta ki Kûfe halkı “bize kalan az kişiyi de koru” diyerek onu savaştan vazgeçirmeye zorlayana kadar. İmam, birçok sözünde bu durumu açıklamış, ancak iç ve dış baskıların dayanılmaz hâle gelmesi, savaşın tüm yollarını kapatması üzerine sulhu kabul ettiğini belirtmiştir. Yani bu şartlar olmasaydı sulh mümkün olmazdı.

İmam, bu sulhu Hudeybiye Antlaşması’na benzeterek şöyle dedi:

“Muaviye ile sulh yapmamın sebebi, Allah Resûlü’nün Hudeybiye günü sulh yapmasının sebebiyle aynıdır… Ben böyle yapmasaydım, yeryüzünde bizim Şiîlerimizden sağ kalan kimse olmazdı.”

Yine şöyle buyurdu:

“Eğer yardımcılar bulsaydım, işi Muaviye’ye bırakmazdım. Çünkü bu, Emevîlere haramdır.”

“Allah’a yemin ederim ki, yardımcılar bulsaydım, gece gündüz onunla savaşırdım; ta ki Allah benimle onun arasında hükmünü verene kadar. Fakat Kufe halkını tanıdım, onları denedim; aralarında doğru düzgün kimse yoktu.”


العودة إلى الأعلى