Kars ve Iğdır’dan İstanbul’a... Ehlibeyt (a.s) kültürü Türkiye'de nasıl yayıldı?
Yirminci yüzyılda, Türkiye’nin en doğusundaki Iğdır ve Kars’tan en batısındaki İstanbul’a doğru ciddi bir demografik hareketlenme yaşandı. Ekonomik kazanç arayışıyla başlayan bu göç dalgası, aynı zamanda Ehlibeyt (a.s) kültürüne sıkı sıkıya bağlı olan toplulukların oluşmasına zemin hazırladı. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik başkenti olan İstanbul’un çok önemli bölgelerinde bu asil kültürün kökleşmesine yol açtı.
İstanbul’daki Caferî toplumun oluşumu
Türkiye, yirminci yüzyıl boyunca Ehlibeyt (a.s) mektebine mensup çok sayıda insanın yaşadığı Kars, Iğdır ve Ardahan gibi vilayetlerden batıya doğru yoğun iç göçler yaşadı. 1960’lı yıllardan itibaren ekonomik ihtiyaçlar, eğitim ve iş bulma zorunluluğu gibi gerekçeler binlerce ailenin İstanbul’a yönelmesine neden oldu. Bu aileler Halkalı, Bağcılar, Kartal ve Kayışdağı gibi semtlere yerleşerek, dinî ve kültürel miraslarını koruyan, birbirine kenetlenmiş küçük toplulukların çekirdeğini oluşturdular.
Zamanla bu aile toplulukları kurumsal ve dinî yapılara dönüştü; 1970’lerde ilk hüseyniyeler ve dinî kurslar açıldı. 1980’ler ve 1990’larda bu yapı genişleyerek, bugün Türkiye’deki Caferî hayatın ana merkezlerinden birini oluşturdu. İstanbul, artık Aşura merasimlerine ve Ehlibeyt (a.s) ile ilgili önemli günlere ev sahipliği yapan önemli bir sahneye dönüştü.
Şiî toplumun şekillenmesinde aileler ve öncü isimlerin rolü
İstanbul’daki Caferî merkezleri, bu tarihten itibaren, camiler inşa eden, sosyal ve dinî faaliyetler yürüten göçmen aileler topluluğunun ortak çabasıyla giderek büyüdü. Bu kurumların başında, Şiî toplum için ilmî bir referans noktası hâline gelen Ehlibeyt Âlimleri Derneği yer almaktadır. Ayrıca Kars ve Iğdır kökenli pek çok iş insanı ve hayırsever, dinî faaliyetlerin finansmanına, hüseyniyelerin, kütüphanelerin ve kültür merkezlerinin inşasına katkı sağladı.
Eğitim, ekonomi ve dini davet alanlarında kümülatif biçimde yürütülen bu çaba, Türkiye toplumunun genel dokusu içinde dinî kimliğini koruyan bir Şiî toplumun temelini attı.
Eğitim, ekonomi ve toplumsal dayanışma yolları
İstanbul’daki Ehlibeyt (a.s) dostları, eğitim, çalışma ve topluma hizmeti birleştiren dengeli bir yaklaşım benimsedi.
Ekonomi alanında ticaret, inşaat ve gıda sektörlerine yönelerek, dinî ve yardım projelerini destekleyebilecek bağımsız bir güç kazandılar. Eğitim alanında ise Kur’an kursları, akaid dersleri ile Arapça, Azerice ve Farsça eğitim grupları oluşturarak yeni nesiller Ehlibeyt (a.s) değerleriyle yetiştirildi.
Kültürel açıdan ise dinî merasimler kimliğin korunmasında temel bir unsur hâline geldi. Muharrem ve Sefer aylarında organize edilen matem alayları, dinî etkinlikler ve programlar her yıl binlerce kişiyi bir araya getirdi. Ayrıca ailevi ve dini bilinci artırmayı amaçlayan dergi ve yerel medya platformları da oluşturuldu.
Dinî, kültürel ve medya kuruluşları
İstanbul’da en bilinenleri Halkalı’daki Zeynebiye Camii ve Kültür Merkezi, İmam Ali (a.s) Camii, İmam Mehdi (a.s) Merkezi, İmam Hüseyin (a.s) Camii, Asya yakasında da Hz. Fatıma Zehra (s.a) Camii, Büyükçekmece’de İmam Ali (a.s) Camii gibi çok sayıda önemli merkez faaliyet göstermektedir.
Kaynaklara göre İstanbul’da Ehlibeyt (a.s) dostlarına ait cami ve merkezlerin sayısı 40 ila 70 arasında olup, bunların çoğu resmî Diyanet desteğine bağlı olmadıkları için bağışlarla ayakta durmaktadır.
Bu merkezler dinî eğitim vermekte, sosyal ve yardım faaliyetleri organize etmekte, gençlere yönelik programlar düzenlemektedir. Tüm bu çalışmalar, Şiî toplumun Türkiye’nin çok kültürlü yapısı içinde saygı, uyum ve birlikte yaşama değerleriyle öne çıkan etkin bir toplumsal bileşen olarak güçlenmesine katkı sağlamıştır.



