Kerbelâ’da vefanın adı: Hz. Abbas (a.s)
Kerbela’da vefanın sureti, suyun hafızasında ebediyen yaşamaktadır… Burada toprağın destanı, göğün fısıltısında yankılanmaktadır… Burada nehir, hasretini taşıyan efendisinin sesine ürpererek karşılık vermiştir…
Yaralarla nakşedilmiş bedeniyle, aşkla dolu ömrüyle, sabır ve derin ferasetle taçlanmış sancağıyla ve iki eliyle, ki artık o kollar iki nur meşalesine dönüşmüştü…
Gözlerini son kez kapattığında hâlâ önünde duran manzara içmediği suydu…
Çocukların feryadı kulaklarında yankılanıyordu… Susuzluktan kavrulan kardeşi Hüseyin’in yüzü zihninden hiç silinmedi. Bu yüzden suyu elinden bıraktı; içmedi…
Vallahi sağ elimi kesseniz de
Dinimi savunmaktan asla vazgeçmem.
Dosdoğru yakîne sahip imamımı,
Pak ve emin Nebî’nin evladını korurum.
O, Benî Hâşim’in kameri, Abbâs bin Ali bin Ebî Tâlib’tir (a.s);
Babasından miras aldığı cesaretin, dirayetin ve sancağın vârisidir…
O sancak ki hiç düşmedi ve asla düşmeyecek;
Zira “Lâ ilâhe illallah, Muhammed Resûlullah” sözü üzerine yükselmiştir.
Senin nurun, imametin nurundan doğdu;
Nitekim İmam Ca‘fer es-Sâdık (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Amcam Abbâs bin Ali, ileri görüşlüydü; imanı sağlamdı. Kardeşi Hüseyin’le birlikte cihad etti, en güzel şekilde mücadele verdi ve şehit olarak Hakk’a yürüdü.”
Böylece kahramanlıkların Kerbela kumlarına kazındı;
Hurma ağaçları senin destanlarını terennüm etmeye devam edecek…
Hüseyin aşkıyla tutuşmuş bir gönülden taşan bu dizeler,
Sahibinin ulaştığı yüce ebediyet makamına yükseldi.
Ey nefsim! Hüseyin’den sonra hor ol,
Ondan sonra yaşamanın anlamı yok.
İşte Hüseyin ölümün eşiğinde,
Sen ise serin su mu içeceksin?
Vallahi bu, benim dinimin ahlâkı değildir!
Müminlerin Emîri’nin oğlu olmak; Abbâs’a şeref olarak yeter,
Cennet gençlerinin efendileri Hasan ve Hüseyin’in kardeşi olmak Abbâs’a izzet olarak yeter,
O, mübarek bir kökten filizlenmiş pak bir daldır.
Hangi nefis bu nefis kadar yücedir? Hangi fedakârlık bu fedakârlıkla ölçülebilir? Hangi ruh bu ruh kadar latif, hangi asalet bu asaletten daha büyüktür?
Ey efendim… Ey Ali’nin oğlu Ebulfazl el-Abbâs... İman kalbinde kökleşmiş ve duruşunda beden bulmuştur. Hüseyin sevgisi ruhuna işlenmiş, canın pahasına savunmanda hayat bulmuştur.
Cihad ettin, fedakârlıkta zirveye ulaştın ve Allah’ın dinini canınla savundun.
Sen Hacet Kapısı’sın; Senden baban Ali’nin kokusu yayılır. Sen Alkame’nin kahramanısın;
O nehir silindi ama sen, nesillerin izzet ve onur anlamlarını içtiği ebedî nehir olarak kaldın.
Sen o sancaktarsın ki asla düşmeyecek; Bugün de yarın da yüce makamının üzerinde dalgalanmaya devam edecek.
Sen Benî Hâşim’in kamerisin;
Işığınla, ihtişamınla ve yüce ahlâkınla…



