Kerbelâ’nın dört yiğidinin annesi: Hz. Ümmü’l-Benîn (s.a)
Hz. Ümmü’l-Benîn (s.a) sıradan bir kadın değildi; ahlâk, asalet ve bilinç sahibi bir şahsiyetti. Nitekim Müminlerin Emîri Hz. Ali (a.s), onun faziletlerini ve yüce ruhunu bildiği için kendisini eş olarak seçti. İşte bu pak haneden Kerbelâ’da parlayan dört ay doğdu: Hz. Abbas, Abdullah, Cafer ve Osman (a.s).
Hz. Ümmü’l-Benîn evlatlarını küçük yaşlardan itibaren Hz. Hüseyin’e (a.s) sadakat üzere yetiştirmiş, onları kendi evlatları olmaktan önce İmam’ın askerleri kılmıştır.
Dört oğlunun da şehadet haberini aldığında ise, ilk sorduğu şey onların durumu olmamış; İbn Tâvûs ve Şeyh Kumî’nin rivayet ettiği üzere şöyle demiştir:
“Bana Hüseyin’in haberini verin… Zira ona tüm evlatlarımı feda ettim.”
Bu duruş, başlı başına vefanın anlamını ortaya koymakta ve adının neden fedakârlık, sabır ve imanla özdeşleştiğini açıkça göstermektedir. En büyük yiğidi Hz. Abbas (a.s) ise, Hz. Ali’nin (a.s) cesaretinin ve annesinin nurunun bir yansımasıydı. Öyle ki kaynaklar onu “Hüseyin’in nefsi” ve asla kırılmayan zırhı olarak nitelendirmiştir.
Hz. Ümmü’l-Benîn’i ve evlatlarını bir araya getiren bu tablo, sıradan bir sahne değil; anneliğin sadece bir gözyaşı değil, aynı zamanda bir misyon, bir fedakârlık ve bir sadakat olduğunu dünyaya öğreten bir kadının hikâyesidir.



